Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, parti binasında düzenlediği basın açıklamasında ülke ve kent gündemine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Demokrasi, adalet ve liyakat vurgusu yapan Demir, ekonomik sorunlardan yerel meselelere kadar birçok konuda açıklama yaptı.
"HUKUK GERÇEKTEN RAFA KALDIRILMIŞ DURUMDA"
Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı olarak gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında, Türk milletinin yaşam kalitesini artırmak için hangi değerlere sahip çıkılması gerektiğine dikkat çekmek istiyorum.
Bir ülkenin ekonomisi, kültürü ve toplumsal yapısı öncelikle demokrasiye, ardından adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Demokrasi, adalet ve liyakat; güçlü bir devletin ve huzurlu bir toplumun temel taşlarıdır.
Başta Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ olmak üzere muhalif siyasi partilere ve kadrolara yönelik uygulamalar, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini üstünlerin hukukuna bıraktığını açıkça göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren hukukun üstünlüğünü esas alan bir devlet anlayışıyla yönetilmişken, son dönemde yaşanan gelişmeler hukuk sisteminin ciddi şekilde yıprandığını ortaya koymaktadır.
Bu süreci özellikle son üç yıl içerisinde daha belirgin şekilde yaşamaya başladık. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun ardından Sayın Devlet Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez" sözleriyle başlayan süreç, 2024 yılının Ekim ayından itibaren farklı bir boyut kazanmıştır. Terörü meşrulaştırmaya ve terör örgütü elebaşına siyasi statü kazandırmaya yönelik girişimler kamuoyunun gündemine taşınmıştır. İran'da yaşanan savaş bu tartışmaları bir süre geri plana itmiş olsa da belirli çevrelerin çalışmalarını sürdürdüğü görülmektedir.
Bununla birlikte muhalif kadrolar ve sivil toplum sürekli baskı altında tutulmakta, çeşitli soruşturmalar ve uygulamalarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bugün Türk demokrasisinin tarihindeki en tartışmalı dönemlerden birine tanıklık ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan gelişmeler, siyasi partilerin iç işleyişine yönelik müdahale tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Yüksek Seçim Kurulu tarafından kabul edilen genel başkanın yerine farklı bir isim üzerinden yeni bir siyasi denklem oluşturulmaya çalışıldığı yönündeki tartışmalar, demokrasimizin ne kadar ciddi sınavlardan geçtiğini göstermektedir.
Türk milleti ise bu süreçte ağır bir ekonomik kriz altında yaşam mücadelesi vermektedir. Memurlar, emekliler, çiftçiler, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlar ve esnaf; hayatlarını sürdürmekte her geçen gün daha fazla zorlanmaktadır.
Geçtiğimiz hafta açıklanan tarımsal taban fiyatlar da göstermiştir ki çiftçilerimiz yeterince desteklenmemektedir. Tarım sektörü plansız politikalar nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Hayvancılıkta da benzer bir tablo yaşanmaktadır. Et ve süt ürünleri birçok vatandaş için ulaşılması güç hale gelirken, üretici, aracı ve tüketici aynı anda mağdur olmaktadır. İnsanlarımız temel gıda ürünlerine erişmekte zorlanmaktadır.
Yaşam kalitesi düştükçe toplumun mutluluğu da azalmaktadır. Bugün maalesef her geçen gün daha mutsuz, daha umutsuz bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız.
Türk milletinin birlik ve beraberliğini güçlendirmeye yönelik her girişim ise bazı odaklar tarafından sabote edilmeye çalışılmaktadır. Son dönemde yaşanan gelişmeler bunun açık örneklerini oluşturmaktadır.
Eskişehir'de de dikkat çekici gelişmeler yaşanmaktadır. Hafta sonu gerçekleştirilen bir sendika seçiminde transfer bir milletvekili, sağlık sektöründeki kamu arazilerinin kendisi görevde olduğu sürece özelleştirilemeyeceğini ifade etmiştir. Cumhuriyet ve demokrasi anlayışı, bir kişinin varlığına ya da yokluğuna bağlı değildir.
Buradan ilgili milletvekiline sesleniyorum: Türk milletinin sorunlarıyla gerçekten ilgilenmiş olsaydınız, sizi seçen seçmenlerin iradesine sahip çıkar ve siyasi tercihinizi farklı şekillendirmezdiniz. Ancak bugün kalkıp "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek" demeniz, kamuoyunun takdirine bırakılması gereken bir çelişkidir.
Diğer yandan hükümet, kendi harcamalarında herhangi bir tasarrufa gitmezken vatandaşın aldığı kamu hizmetlerinde kısıtlamalara yönelmektedir. Postaneler başta olmak üzere birçok kamu kurumunda hizmet azaltılmaktadır.
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz mahalle ziyaretlerinde Orhangazi Mahallesi'nde haftada yalnızca iki gün hizmet veren PTT şubesinin binlerce vatandaşı mağdur ettiğine bizzat şahit olduk. Benzer uygulamalar Eskişehir'in farklı mahallelerinde de görülmektedir. Tasarruf tedbirlerini vatandaşın aldığı hizmet üzerinden uygulayan ancak kendi harcamalarında aynı hassasiyeti göstermeyen anlayış, mevcut sorunların temel sebeplerinden biridir.
Eskişehir özelinde bir diğer önemli konu ise Devlet Demiryolları'na ait atıl alanların değerlendirilmesidir. AK Parti İl Başkanı tarafından daha önce duyurulan ve milyonlarca liralık yatırım yapılacağı belirtilen ihale süreci kamuoyunun gündemindedir. Bildiğimiz kadarıyla 4 Haziran'da yapılması planlanan ihale daha sonraki bir tarihe ertelenmiştir.
Buradan açıkça soruyoruz: Bu ihale sonucunda Eskişehir halkı ne kazanacaktır?
Bu alanların bir an önce Eskişehirlilerin sosyal yaşamına kazandırılması gerekmektedir. Şehir genelinde yeşil alan miktarı yüksek olsa da özellikle kent merkezinde ciddi bir sıkışıklık yaşanmaktadır. Hoşnudiye Mahallesi başta olmak üzere birçok bölgede vatandaşlarımız nefes alabilecek yeni sosyal alanlara ihtiyaç duymaktadır.
Türk milletinin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yönelik hiçbir girişime izin vermeyeceğiz. Hangi çevre, hangi odak bunu hedeflerse hedeflesin; Zafer Partisi ve Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçileri, Türk milletinin bölünmesine asla müsaade etmeyecektir. Bu ülkeden yeni bir Suriye ya da Irak çıkarmaya çalışan anlayışlara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bu kapsamda son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı örnekleri paylaşmak istiyorum.
İlk örnekte, bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğu belirtilen kişinin sosyal medya hesabından Çerkes vatandaşlarımıza yönelik yaptığı paylaşım bulunmaktadır. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkeslere yönelik bu ifadeleri şiddetle kınıyor ve kendisine iade ediyoruz.
İkinci örnek ise Samsun'un Terme ilçesinde görev yapan belediye meclis üyesi Rümeysa Eker'in sosyal medya paylaşımıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerine yönelik hakaret içeren bu paylaşım da toplumsal ayrışmayı körükleyen örneklerden biridir.
Son örnek ise Rahmi Koç'un bir sağlık kuruluşunun açılışında yaptığı konuşmadır. Toplumsal birlik ve beraberliğe zarar verecek nitelikte değerlendirdiğimiz bu açıklamaları kabul etmiyoruz.
Ayrıca bu açıklamalar sırasında kahkahalarla gülen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da şu soruyu yöneltiyoruz:
Bu toplumu birbirinden ayrıştıracak ifadelerde sizi güldüren nedir? Neden bu ülkenin ortak değerleri üzerinden ayrışma yaratılmasına sessiz kalıyorsunuz?
Bizler, İstiklal Harbi'ni vermiş büyük Türk milletinin evlatları olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki bu oyunlara ve tuzaklara milletimiz geçit vermeyecektir. Türk milletinin birliği, beraberliği ve geleceği için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz."